19 Aralık 2020 tarihinde Gaziantep’te bir özel hastanede COVID-19 yoğun bakım ünitesinde yüksek akımlı oksijen cihazının alev alması sonucu oluşan yangında 12 vatandaşımız ölmüş, çok sayıda vatandaşımız yaralanmıştır. Pandemide gerekli tedbirlerin zamanında alınmaması sonucunda hastanelere başvuru sayıları ciddi oranda artmış; pandeminin ağırlaşması ile birlikte birçok hastanede yoğun bakımlarda doluluk oranları yüzde 100’ü bulmuş, hatta bazı hastanelerde aşmıştır. Sağlık Bakanlığı veya hastane idareleri tarafından sığınak, yemekhane, otoparklar da dahil olmak üzere birçok boş alan yoğun bakım yapılarak sorun çözülmeye çalışılmıştır. Yatak sayısını arttırma telaşı ile kurulan yoğun bakımlarda yeterli sağlık çalışanının olmaması; tıbbi cihazların kontrolünün zamanında yapılmaması; yatak sayısından fazla sedyelerde hasta yatırılması nedeniyle tıbbi cihazların aşırı kullanımının getirdiği yıpranma; teknik altyapısı olmadan yeni tıbbi cihaz eklemeler; yeterli sayıda personel olmamasının veya aşırı çalışmanın getirdiği dikkatsizlik; oksijen terapi cihazlarının yangına ve başka felaketlere neden olabileceği bilinmesine rağmen bunlara göz yumulması, Gaziantep’te olduğu gibi felakete varan sonuçlara neden olmuştur. Uyarıların dikkate alınmaması ve gerekli önlemlerin hızla hayata geçirilmemesi bu tür kazaların daha da artmasına neden olabilecektir.

Yangının çıktığı hastanenin, işçi sağlığı ve iş güvenliği bakımından gerekli önlemleri alıp almadığı, Sağlık Bakanlığı tarafından gerekli denetimlerin yapılıp yapılmadığı henüz kamuoyuna açıklanmamıştır. Basına yansıyan bilgiler, COVID-19 hastalarının tedavisinde yaygın olarak kullanılan yüksek akışlı oksijen terapi cihazlarının yangın çıkardığı yönünde çok sayıda hastaneden Sağlık Bakanlığı’na bildirim yapıldığı, ancak cihazların kullanımına devam edildiği yönündedir.

İlk tespitler, yangının bir patlamadan değil yüksek akış nazal oksijen tedavisinde kullanılan cihazdan kaynaklandığı yönündedir. Bu cihaz yoğun bakım ünitelerinde hastanenin medikal gaz hattına bağlanarak oksijen temin etmekte, iç ortamdan aldığı filtrelenmiş hava ile istenen/ayarlanan oranda karıştırılıp şartlandırılarak uygun sıcaklık ve nem sağlanmakta; bu hava, hastaya istenen miktarda oksijeni uygun nem ve sıcaklıkta verilmektedir.

COVID-19 ile birlikte yoğun bakımlarda hayat kurtaran yüksek akımlı oksijen cihazlarının kullanımının artması, beraberinde riskleri de getirmiştir. Sağlık Bakanlığı’nın bu yangından beş gün önce söz konusu cihazların kullanımı için yayımladığı genelge ve olay sonrası yaptığı açıklama, cihazların kullanımıyla ilgili önceden de ciddi sorunlar olduğunu göstermektedir. Nitekim Sağlık Bakanlığı'nın il sağlık müdürlüklerine göndermiş olduğu 14 Aralık 2020 tarihli yazıda; kullanılan cihazların faydaları, riskleri ve dikkat edilmesi gereken noktalar belirtilmiştir. Sağlık Bakanlığı’nın yayımladığı söz konusu genelgede, “Personel değişim sıklığından kaynaklı kullanım eğitimi yönünden eksik kalmış olan kullanıcılara verilen eğitimlerin, cihazın kullanım kılavuzunda belirtilen hususları içerecek şekilde tekrarlanması” istendiği belirtilmiş ve söz konusu cihazla ilgili “Haznenin tam oturmaması durumunda, ısıtıcı tablanın alt bölümünün sıvı izolasyonunun tam sağlanmamasından kaynaklanabilecek sıvı teması ile kıvılcım oluşabilir ve oksijen akışı sebebiyle parlama ve yangına sebebiyet verebilir” denilmiştir.

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 5. maddesinde işverenin güvenlikle ilgili her türlü önlemi alma ve gerekli personeli çalıştırma yükümlülüğü vardır. Bunun yanı sıra yoğun bakım ile ilgili standartlarda ve özel hastaneler yönetmeliğinde Sağlık Bakanlığı’nın denetim ve bakım sorumluluğu vardır. Sağlık müdürlüğü ve Sağlık Bakanlığı bu denetimleri yapmakla yükümlüdür. Ancak facianın yaşandığı hastane tarafından cihazın denetiminin ve kullanımı için gerekli eğitimlerin verilip verilmediği henüz bilinmemektedir.

Bu bağlamda aşağıdaki sorulara yanıt verilmesi sonraki olası kazaların önlenmesi için hayati derecede önem arz etmektedir;

  • Yangının araştırılması için bağımsız bir heyet oluşturulmuş mudur?
  • Bu yangına yol açtığı belirtilen cihaz ülke genelinde nerelerde kullanılmaktadır, sayısı nedir? Dolayısıyla daha ne kadar hasta ve sağlık çalışanı tehlike altındadır?
  • Salgının dokuzuncu ayının geride kaldığı göz önüne alındığında Sağlık Bakanlığı’nın kazadan sadece birkaç gün önce gönderdiği uyarı niteliğindeki yazısı geç kalmış bir yazı değil midir?
  • Sağlık Bakanlığı’nın ilgili yazısında belirtilen yangınlar ne zaman ve hangi hastanelerde olmuştur? Bu yangınlar üzerine ilgili cihazı kullanan hastanelerin bilgilendirilmesi ve sorunlu cihazların güvenli cihazlarla değiştirilmesi gerekmez miydi?
  • Bu sistemlerin bakım ve işletmesi ile periyodik kontrollerinin düzenli yapılması, çalışır ve her an göreve hazır halde olması gerekliliğinden hareketle bakım ve kontrolleri düzenli yapılmakta mıdır? Yangın algılama ve önleme sistemleri çalışmakta mıdır?
  • COVID-19 yoğun bakımda çıkan yangın, cihazın kullanımından mı, personel eksikliğinden mi, personel yorgunluğundan mı kaynaklanmaktadır? Personelin mesleki eğitimi var mıdır, varsa yeterli midir?
  • Salgın döneminde başka servislerden yoğun bakımlara görevlendirilenlere bu cihazla ilgili gerekli eğitim verilmiş midir, verilmekte midir?
  • “Hizmet alımı” denilen taşeron personelin mesleki eğitimi var mıdır?
  • Bu cihazlar üzerinde üretici-ithalatçı firmanın güvenilirliği ve sorumluluğu nedir?
  • Bakanlığın yazısında da belirtildiği gibi ciddi riskler barındıran bu cihazla ilgili geçtiğimiz süreçte başka hastanelerde de yaşanan olumsuzluklar var mıdır?

Bu durum bir kez daha işçi sağlığı ve iş güvenliğinin ne kadar önemli olduğunu ve sağlığın “çok tehlikeli ve ağır işler” sınıfında olmasının ne denli haklı bir gerçeklik olduğunu ortaya çıkarmıştır. Sağlık emekçilerinin COVID-19 pandemisiyle mücadelede; hem hastalanma ve yaşamlarından olma riskiyle hem de böylesine can güvenliklerini tehdit eden patlama vs. gibi fiziki tehlikeler ile karşılaşmaması için gerekli önlemler alınmalıdır. Pandemide yoğun bakım hizmetlerinin ancak gereken niteliğe sahip tıbbi ekipman ve yetişmiş/yeterli sayıda sağlık çalışanı ile yürütülebileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle kamu veya özel hastanelerindeki doluluk oranları göz önüne alınarak yoğun bakımlarda gerekli eğitimi almış deneyimli sağlık çalışanlarının sayıları arttırılmalı; çalışma saatleri azaltılmalı; tıbbi cihazların rutin kontrolü yapılmalı; tıbbi cihazlardan sorumlu personeller yeniden eğitimden geçirilmelidir.

Sağlık hizmetlerinde can güvenliği ve hizmetin tam olması ancak koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelendiği; toplumcu sağlık anlayışı ve uygulamalarla sağlanabilir.

Diğer yandan önemle belirtmek isteriz ki:

  • Toplu kullanıma açık binalar ve özellikle hastanelerde tesisatların işletilmesinden sorumlu, hastane tesisatları konusunda uzman en az bir makina mühendisi istihdam edilmelidir.
  • Teknik personel dahil hastanelerde çalışan bütün personelin başta iş güvenliği olmak üzere eğitimli olması gerekmektedir.
  • Özel/kamu ayrımı yapılmadan tüm hastaneler acilen ilgili meslek odaları tarafından denetime açılmalı; denetimlerde eksiklikleri tespit edilen hastanelerin iyileştirme çalışmaları planlı bir şekilde süratle yapılmalıdır.
  • Özelleştirme, serbestleştirme politikalarının bir parçası olan hastane hizmetlerinin taşeronlaştırılması uygulamasından vazgeçilmeli; sağlık sistemi toplum ve sağlık emek-meslek örgütlerinin katılım ve denetimine açılarak yeniden düzenlenmelidir.

Gaziantep’te yaşanan bu olayda hayatını kaybeden vatandaşlarımızın yakınlarına bir kez daha başsağlığı ve yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar dileriz. Böyle üzücü ve vahim olayların tekrar yaşanmaması için tüm önlem ve tedbirlerin acilen alınması gerektiğini, bu olayın tüm yönleriyle araştırılmasını, aydınlatılmasını ve sorumluların yargı önüne çıkarılarak hesap vermelerini talep ediyoruz.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi

TMMOB Makina Mühendisleri Odası