’İsteğe bağlı rahim tahliyesini vicdani nedenlerle ret etme hakkı olup olmadığı’ sorusu üzerine görüş

Çorum Tabip Odası’na başvuran bir hekim, belli koşullarda hizmet sunma sorumluluğu olup olmadığını sormuş; Tabip Odası bu konuda Etik Kurul’un görüşüne başvurmuştur. Hekimce yöneltilen sorular şunlardır:

1. Yataklı tedavi kurumlarında çalışan Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanları isteğe bağlı on haftadan küçük rahim tahliyesi yapmaya zorlanabilirler mi?

Sorunun ifade ediliş biçiminden, temel olarak sorgulanan noktanın, “bir hekimin çalıştığı kurumca buna hukuki olarak zorlanıp zorlanamayacağı” olduğu düşünülmüştür. Bu anlam üzerinden değerlendirildiğinde, hukuki açıdan, her ne kadar Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi’nin 18. maddesi, hekimin kamu görevlisi olması durumu hariç, hekime hizmet sunmayı reddedebileceği bazı koşullar tanımlıyorsa da, hiyerarşik olarak daha yukarıda bulunan Nüfus Planlaması Hakkında Kanun’un 5. maddesi ve Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük’ün 3.maddesinde yer verilen “istek üzerine rahim tahliye edilir” ifadesinin hekime bir seçme şansı bırakmamakta, gebenin isteği üzerine gebeliği sonlandırması gerekmektedir.

2. Bir Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanının, isteğe bağlı rahim tahliyesini vicdani nedenlerle ret etme hakkı var mıdır?

Kişisel değerler göreli olduğundan mesleki uygulamalarda dikkate alınamaz. Aksi taktirde her hekimin kendi kişisel değerlerine göre hastalar arasında ayrım yapma olanağı doğar, ki bu da temel meslek ahlakı değerlerinden ayrım yapmamak ve sağlık hizmetine erişim hakkı ile çatışır. Mesleki uygulamalarda daima mesleki değerlerin öncelenmesi gerekir. Dolayısıyla da uygulanacak sağlık hizmetinin ne olacağını, hizmetin nitelik ve niceliğini belirleyecek olan şey, hekimin vicdani ya da başka bir biçimde tanımladığı herhangi bir kişisel değeri değil, hizmeti alacak olan kişinin gereksinimi olmalıdır.

TTB Etik Kurulu
9 Ekim 2009
 Farklı görüş

Kurul üyelerinden Dr. M. Yetener ve Dr. C. İzgi ise, hekimin kendi değerlerinin de göz önüne alınabileceği yönünde görüş bildirmiş ve aşağıdaki gerekçelerle çoğunluk görüşüne katılmadıklarını belirtmişlerdir:

“En üst değer olarak kabul ettiğimiz insan için en temel hak yaşam hakkıdır. Yaşam hakkının sağlanabilmesinin koşullarından biri olması da sağlık hakkını birincil haklardan yapmaktadır. Sağlık hakkının sağlanmasını olanaklaştıran tıbbın uygulayıcısı olarak hekimlerin, meslek değerlerini kendi bireysel değerlerinden daha ön planda tutmaları ve mesleğin uygulama alanına giren sağlık hizmetini bu anlayışla sunmaları gerekliliği açıktır. Bu durumda bir kadın doğum uzmanının, görev tanımı içinde kabul edilen rahim tahliyesi işlemini yapması gerekliliğinden söz edilebilir. Ancak etik, değer hiyerarşisine olanak tanımayan bir disiplin olarak, temelde değerin harcanmaması, harcanması söz konusu ise en az değerin harcanması gerektiği noktasını önemser. Bu nedenle en temel hak noktasındaki yaşamın, başlangıcı ve sonu bağlamlarındaki temellendirmelerde birey olarak hekimin de değerlerinin göz önüne alınması ve hekim için de değer harcanmama olasılığının koşulları değerlendirilmelidir.

Meslek etiği temel ilkelerinde; hekimin tıbbi bilgisini gerektiği gibi uygulayamayacağına karar verdiğinde, hastanın sağlığının tehlikeye düşürmeyecek koşullarda tedaviyi üstlenmeme yani hastayı reddetme hakkından söz edilir. Hekimin kendi bireysel değerlerinin harcanması da tıbbi bilgisini ve becerisini gerektiği gibi uygulayamamasına ve olumsuz etkilenmesine neden olabilecektir.

Mesleklerini “yaşama değer verme” temelinde, “canlıya saygı gösterme ve canlılığı sürdürme” ilkesiyle uygulayan hekimler için konu küretaj olduğunda, olay basitçe “bir hastayı, tedaviyi reddetme” olarak değerlendirilemez. Böyle bir olayda hekim açısından canlılığı sürdürme ilkesinin bir hastanın canlılığı sonlandırma talebiyle çelişmesi, böylece etik ikilem yaşaması, değer harcamaya yönelmesi söz konusudur. Kişisel değerlerin göreceli olabileceği kaygısını taşımakla birlikte, her olayın kendi içinde biricik olarak da değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır.

Küretaj için bilimsel bilgilerden yararlanılarak yasal bir sınır oluşturulmuştur. Ancak bu sınır canlılığın başlangıcı değil, kavramın gri alanında ortaklaşılmış bir sınırdır ve her an değişebilirlik olasılığını içinde taşır.

Bu gerekçelerle mesleki değerlerin öncelenmesi gerçeğini gözden uzak tutmadan, rahim tahliyesi isteyen kişinin sağlığını olumsuz etkilemeyecek ve o kişiye farklı yükümlülükler getirmeyecek koşulların varlığında, en temel hak olan yaşam hakkı ile ilgili girişimlerde örneğin bu olguda, vicdani red hakkına yer olduğu düşünülebilir ve kişi başka bir hekime yönlendirilebilmelidir.”