Hekimlerin iradesine, örgütlülüğümüze, mücadelemize sahip çıkıyoruz!

Sağlık Bakanlığı’nın, İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Selçuk Erez’in “Kürt sorunu barışçıl ve demokratik yollarla çözülmelidir” yönündeki açıklamalarını bahane ederek yönetim ve onur kurullarının görevden alınması talebiyle dava açmasına karşı Türk Tabipleri Birliği ve İstanbul Tabip Odası’nca ortak basın toplantısı düzenlendi.

27 Ekim 2016 günü İstanbul Tabip Odası Cağaloğlu binasında yapılan basın toplantısına TTB Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel, TTB MK Üyesi Prof. Dr. Taner Gören, İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Selçuk Erez, Genel Sekreter Dr. Samet Mengüç, Yönetim Kurulu Üyeleri Dr. İncilay Erdoğan, Dr. Melahat Cengiz, Dr. Hakkan Hekimoğlu, Dr. Muzaffer Başak, Dr. Haydar Durak katıldı. Basın toplantısına emek-meslek örgütleri ve sendikalardan, siyasi partilerden de yoğun katılım olurken, çok sayıda İstanbul Tabip Odası üyesi hekim de katılarak destek verdi.

İstanbul Eczacı Odası Başkanı Cenap Sarıalioğlu, Yönetim Kurulu Üyesi Nail Alkan, İstanbul Dişhekimleri Odası Başkanı Prof. Dr. Turhan Atalay, Genel Sekreter Aret Karabulut, Yönetim Kurulu Üyesi Sevil Arslan, TMMOB İstanbul Koordinasyon Kurulu adına Cevahir Efe Akçelik, SES İstanbul Şubeleri adına Fadime Kavak ve Dr. Selma Okkaoğlu, İstanbul Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası adına Kazım Mermer, Emekliler Dayanışma Sendikası adına Ahmet Eraslan ve Mehmet Karadeniz ile HDP Milletvekili Celal Doğan, HDP İl Başkanı Doğan Erbaş, CHP Parti Meclisi Üyesi Dr. Hüsnü Süslü ve Diyarbakır Tabip Odası adına Dr. Nevruz Gürceğiz basın toplantısına destek verenler arasında yer aldı. 

TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel burada yaptığı konuşmada 15 Temmuz'dan bu yana pek çok kamu görevlisinin yanı sıra 2000'e yakın sağlık emekçisinin de görevinden uzaklaştırıldığını kaydetti. Bu baskıların sadece üyelere, kişilere yönelik meslekten ihraç, açığa alma, gözaltı ya da tutuklama şeklinde gelişmediğini, maalesef kurumlara yönelik büyük baskılar da olduğunu söyleyen Tükel, sözlerini şöyle sürdürdü: 

"Türk Tabipleri Birliği ve İstanbul Tabip Odası bu baskılarla karşı karşıya. Aslında Türk Tabipleri Birliği’nin geçmişine bakıldığında ilk kez karşılaşılan bir baskı ortamı değil bu. 1985’te idam cezasının kaldırılması için yürüttüğümüz çalışmalar sebebiyle dava açıldı. O dönemde dile getirdiğimiz hekimlik mesleğinin en temel görevi insanı yaşatmaktır sözü bugün de geçerli. Yine 2000 yılında cezaevlerinde sürdürülen ölüm oruçlarına yönelik bilgilendirme amaçlı çalışmalarımız ve tutuklulara yönelik ölümlerle sonuçlanan müdahaleye karşı çıktığımız için yine dava edildik. Yakın süreçte benzer bir durum Gezi sürecinden sonra açılan davalarda yaşandı. Gezi direnişi sürecinde hekimlik mesleğimizi yapmamız dava konusu edildi. Biz yine yaşamdan yana tavrımızı sürdürdük. Bugüne geldiğimizde barışı talep etmek bir suçlanma nedeni oldu. Barışla ilgili bir söz söylediğimizde ya da barışı talep ettiğimizde, savaşsız bir dünya ve ülke istediğimizde suçlanır olduk. Üstelik İstanbul Tabip Odası’na yönelik dava bizzat Sağlık Bakanlığı’nın talebiyle açıldı. Sağlık Bakanlığı ülkenin sağlığıyla ilgili uygulamaları hayata geçirmesi gerekirken o alandaki meslek örgütünü devre dışı bırakmayı kendine görev edinmiş durumda ne yazık ki. TTB ve İstanbul Tabip Odası olarak biz sağlığı sadece klinik düzeyde tanımlamıyoruz. Bireysel olarak hastaların tedavi edilmesinin yanı sıra sağlığın çevre koşullarıyla, yaşadığınız ortamla ilişkisi var. Sağlıklı olmak için yaşadığınız toplumda barış ortamı oluşması gerekiyor. Toplumsal bir iyilik halinin oluşması gerekiyor. Bu yüzden TTB olarak verdiğimiz mücadele böylesi bir ortamın oluşması içindir aynı zamanda. Bütün bu baskılar, soruşturmalara, anti demokratik uygulamalara karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. Barıştan, demokrasiden yana olmayı sürdüreceğiz, toplumsal iyilik halinin sağlanması için sağlığın savunucusu olacağız ve sağlığın ancak ülkemizde demokratik bir ortamın oluşması ile mümkün olduğunu savunmaya devam edeceğiz.” 

İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Selçuk Erez ise şunları söyledi:

“Bakanlık açtığı davada ‘Selçuk Erez ve İstanbul Tabip Odası Türkiye Cumhuriyeti devletinin bekasını ve vatandaşlarını korumak için aldığı her tedbire karşı iken PKK terörü konusunda hiçbir fikirleri ve itirazları yok’ demiştir. Bu, uzun zamandan beri ülkesinin bölünmez bütünlüğünün karşı karşıya olduğu tehlikeyi Cumhuriyet gazetesi sütunlarında ve Oda açıklamalarında dile getiren biri hakkında söylenebilecek en akıl almaz sözdür… Cumhuriyet gazetesinde 24 Mart 2016 tarihli makalemde şöyle demiştim: Yurdumuzda yıllardır süren, binlerce insanımızı kaybetmemize neden olan çatışma ortamı eninde sonunda Kuzey İrlanda’da olduğu gibi masada sona erecektir. Asıl mesele masaya şimdi mi oturmalı, sonra mı oturmalı sorusuna doğru cevabı vermektir. Daha binlerce kişinin ölmesini istemiyorsak ve ülkemizin bölünmez bütünlüğünden yanaysak bu soruyu ‘şimdi’ diye yanıtlarız. Masa başında çözümü ertelersek iki şey olur: Binlerce insan daha ölür. Her iki tarafta öyle fazla husumet, öyle nefret birikir ki çözüme ulaşılamaz ya da ulaşılan çözüm uzun ömürlü olmaz.”

Dr. İncilay Erdoğan da; “Dr. Selçuk Erez’in barıştan yana sözü sözümüz, duruşu hepimizin ortak duruşudur. Barıştan yana duruşumuzdan rahatsız olan, küçücük bir toprak parçasına ağaca, dereye, kuşa, yani yaşama dair en ufak bir parçaya tahammülü olmayan, onu betonlaştıran bir iktidar aklıyla karşı karşıyayız. Evet iktidar bunu hedefleyebilir ama bizlerin vicdanını, aklını, yaşama dair olan tutkumuzu betonlaştıramayacaksınız. Bizim mesleğimizin binlerce yıllık ahlakına, barıştan yana, demokrasiden ve özgürlüklerden yana olan mücadelemize kayyım atayamayacaksınız” diye konuştu.

Basın açıklamasını İstanbul Tabip Odası Genel Sekreter Dr. Samet Mengüç okudu. Açıklamada; “Savaşın bir halk sağlığı sorunu olduğunu, en temel insan hakkı olan yaşam hakkına yönelik en büyük tehdit olduğunu, savaş ve çatışma ortamlarında toplum sağlığından bahsedemeyeceğimizi güçlü bir biçimde ifade etmekten bir adım geri durmayacağız. Yaşam ve sağlık hakkı mücadelesinden ancak demokratik bir toplum düzeninde sonuç alınabileceğinin bilinciyle; emek, demokrasi ve barış mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz… Sağlık Bakanlığı’nın, evrensel sağlık ve hekimlik ilkelerine, sağlığın, yaşamın korunması hakkına ‘amaç dışı faaliyet’ adını verip seçilmiş organları demokratiklik esasına aykırı olarak görevden aldırmaya çalışması kabul edilemez. Sağlık Bakanlığı’nı; bu antidemokratik müdahalelerini geri çekmeye, toplum sağlığını korumaya, yaşam hakkını öncelemeye, hekimlerin ayrım yapmadan bütün insanlara insanca sağlık hizmeti verebilecekleri çalışma koşullarını ve barış ortamını sağlamak için çaba göstermeye davet ediyoruz. Bizler, savaşı, her türlü şiddet ve çatışmaları ülkemizden ve tüm dünyadan silene dek “Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur” haykırışımızdan vazgeçmeyeceğiz. Savaş tamtamlığıyla perçinlenen darbe fırsatçılığına ne Selçuk Hocamızı ne de barış sevdalısı başka bir meslektaşı