Yastayız, isyandayız, unutturmayacağız!

TTB, DİSK, KESK ve TMMOB yöneticileri, 10 Ekim 2015 tarihinde gerçekleştirilecek olan Emek, Barış, Demokrasi Mitingi'ni kana bulayan katliamla ilgili olarak, 16 Ekim 2015 Cuma günü TMMOB'de bir basın toplantısı düzenlediler. 

DİSK Genel Başkanı Kani Beko, KESK Eş Başkanı Şaziye Köse, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı ve TTB Genel Sekreteri Prof. Dr. Özden Şener'in katıldığı basın toplantısında, saldırının emeğe, barışa ve demokrasiye olduğu belirtilerek, "Yastayız, isyandayız, ancak asla unutturmayacağız" denildi. Basın açıklamasını TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı okudu.

Açıklamada, Başbakan ve İçişleri Bakanı'ndan şu sorulara yanıt vermesi istendi:

1- Emek, Barış ve Demokrasi mitingimize “bombalı saldırı yapılacağı” ihbarının 3 gün önceden geldiği haberleri doğru mudur?

2- Bu katliamda kullanılan kişilerin kimlikleri de haberlerde iddia edildiği gibi ihbar edilmiş midir?

3- Böylesine ciddi bir ihbar neden Tertip Komitesi’yle paylaşılmamıştır?

4- Başta 1 Mayıs olmak üzere yaptığımız birçok eylemi, “ihbarlar yapıldığı” gerekçe göstererek yasaklayanlar, bu kanlı saldırıya karşı neden en küçük bir önlem almamışlardır?

Soğancı, gazetecilerin soruları üzerine, Emniyet temsilcileri ileTertip Komitesi'nden temsilcilerin mitingden önce iki kez görüşme yaptıklarını belirterek, "Bu görüşmelerde bize en küçük bir olumsuz uyarı olmadı, ihbarlara dair en küçük bir bilgi verilmedi" diye konuştu. 

TTB Genel Sekreteri Prof. Dr. Özden Şener de, katliamın ardından acil sağlık hizmetleriyle ilgili olarak ciddi bir koordinasyonsuzluk yaşandığını belirterek, "Bu boyuttaki bir facianın ardından Sağlık Bakanlığı'ndan kan ihtiyacı yoktur şeklinde çağrı yapılması bir skandaldır. Hastanelerden kan ihtiyacı olduğu yönünde çağrılar geldi, insanlarımız büyük bir duyarlılıkla hastanelere koştu. Sağlık Bakanlığı'nın bu açıklaması ağlanacak, utanılacak bir açıklamadır" diye konuştu. 

16.10.2015

BASIN AÇIKLAMASI

YASTAYIZ, İSYANDAYIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ!

Bizler emek ve meslek örgütleri olarak ülkemizin içine sürüklendiği kaotik ve militarist ortama dur demek istedik. Ülkemizin başkentinde gür bir barış sesi haykırmak istedik.

Bizler emek meslek örgütleri olarak, ülkemizdeki savaş iklimini ve ortamını dağıtmak, kendi var oluş ortamımızı korumak, emeğin haklarıyla barış arasındaki dolaysız irtibatı kurmak üzere bir miting çağrısı yaptık.

Başka ne yapabilirdik ki?

Yangın yerine dönen ülkemizi dıştan seyretmemiz beklenemezdi elbette.

Bir sorumluluk üstlendik.

Ankara’da gür bir barış sesi çıkacak iken bu iradeye bomba konuldu.

10 Ekim 2015’te Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük katliamı başkent Ankara’da gerçekleştirildi.

Dört emek ve meslek örgütünün çağrısıyla düzenlenen Emek-Barış-Demokrasi mitingine yönelik bombalı saldırıda çok sayıda arkadaşımızı, kardeşimizi, canımızı, dostumuzu, sevdiklerimizi yitirdik.  Eşimizi, kızımızı, oğlumuzu, yitirdik. Onlarca arkadaşımızın da hastanelerdeki tedavisi sürüyor. Yüreğimiz yanıyor.

Olayın üzerinden 6 gün geçmesine karşın Başbakanlık kayıplarımızın adlarını açıklayamamıştır. Hükümeti bu skandala son vermeye ve bir an önce katliamda yaşamını yitirenlerin tümünün adlarını kamuoyuna açıklamaya çağırıyoruz.

Öncelikle tüm basın mensuplarına ve kamuoyuna bir konuyu hatırlatmak istiyoruz. 100 civarında insanımızı, katillerin Ankara’da rastgele seçtikleri bir alanda yitirmedik. O insanlarımızı “Emek-Barış-Demokrasi” mitingi için buluştukları bir alanda gerçekleşen saldırıda yitirdik.

Saldırganların hedefi oldukça açıktır: Hedef emektir. Hedef barıştır. Hedef demokrasidir!

Saraylarını, saltanatlarını kurtarmak için Türkiye’yi kanlı bir sürecin içine çekenlere karşı ülkenin dört bir yanından gelen Türküyle Kürdüyle, Alevisiyle Sünnisiyle, kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla on binlerin buluştuğu, kucaklaştığı, aynı halaya aynı horona durarak “Emek-Barış-Demokrasi” dediği bu alanın ismi bizim için artık “Emek-Barış-Demokrasi” meydanıdır!

Bilindiği gibi miting DİSK, KESK, TMMOB ve TTB tarafından düzenlenmiştir.

  • Bu dört emek ve meslek örgütü güvencesiz, kölece, ölümüne çalıştırmaya karşı mücadelenin örgütüdür.
  • Bu dört emek ve meslek örgütü, emeği köleleştirirken doğayı, kentleri yağmalayan sermayeye karşı mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır.
  • Bu dört emek ve meslek örgütü ölüme karşı yaşamı, savaşa karşı barışı, düşmanlığa karşı kardeşliği, her türlü ayrımcılığa karşı eşitliği savunan, saflarında ırk-mezhep-cinsiyet temelli ayrımcılığa asla izin vermeyen ilkelere sahiptir.
  • Bu dört emek ve meslek örgütü, kuruluşlarından bugüne toplumsal sorumluluklarından kaçmamış, milyonlara kölelik, ölüm, yağma ve talandan başka hiçbir şey vaat etmeyen baskıcı düzenin karşısında diz çökmemiştir.  İşte bunun için saldırganların, katliamcıların hedefindedir.

Soruyoruz, bu ülkede barış sesinin daha gür, daha çoğalan, daha yankılanan bir biçimde çıkmasından “KİM” rahatsız olabilir? Fail mi arıyoruz? Kim saldırdı bize, fail kim? Onu mu arıyoruz? Fail bellidir. Failin kim olduğu sadece Türkiye’nin değil, dünya halklarının da malumudur! Katliamda kullanılan canilerin kimliklerinin ortaya çıkması ise, işte bu malumun ilanıdır!

Biz, savaşın ortasında barış diyen bir taraf olarak inisiyatif üslendik. Böyle davrandığımız için bize bir bedel ödetildi.

Yılmayacağız, sinmeyeceğiz, geri çekilmeyeceğiz.

10 Ekim 2015 Cumartesi günü 10:04’ten sonra, tesadüfen nefes aldığımız her dakika bu ülkeyi yönetenlerin nasıl bir ülke vaat ettiklerini apaçık göstermektedir.

  • Bombalar patlamadan önce toplanma noktasında neredeyse tek bir polis bile yokken, patlamanın ardından onlarca polis, TOMA eşliğinde ortaya çıkmış, birçok yaralının son nefesi atılan gaz bombaları olmuştur. Yaralılara ilk yardım müdahaleleri gaz bombalarıyla engellenmiştir.
  • Ambulanslar çok geç gelmiştir.
  • Kan anonsu yapanlardan yaralı taşıyanlara kadar herkes hedef gösterilmiştir.
  • Yine patlamadan hemen sonra iktidarın havuz medyası ve Ak-Troller hep birlikte ve neredeyse aynı cümlelerle büyük bir