Türk Tabipleri Birliği (TTB) Aile Hekimliği Kolu (AHEK), Sağlık Bakanlığı’nın randevu yoğunluğunun yükünü aile hekimlerinin ve hastaların sırtına yükleyerek krizi daha da derinleştirmesi üzerine 21 Mayıs 2026 günü çevrimiçi bir basın toplantısı düzenledi.
Basın toplantısına TTB Merkez Konseyi Genel Sekreteri Dr. Önder Okay, Merkez Konseyi üyeleri Dr. Ali Kanatlı, Dr. Mehmet Şerif Demir ve Dr. Nilüfer Ustael ile TTB AHEK Başkanı Dr. Sibel Uyan ve Yürütme Kurulu üyesi Dr. Emrah Kırımlı katıldı.
Toplantıda ilk sözü Dr. Önder Okay aldı. Merkezi Hekim Randevu Sistemi’nin (MHRS) yıllardır çözülemeyen bir krize dönüştüğünü ve pansuman tedbirlerin nihai bir çözüm üretemediğini söyleyen Okay, son dönemde çeşitli yönetmeliklerle boğuşan aile hekimlerinin bir de randevu krizinin yüküyle karşı karşıya bırakıldığını belirtti.
Dr. Emrah Kırımlı; sabah saatlerinde yaşadığı, bakanlığın uygulamasına bağlı olarak hem aile hekiminin iş yükünün arttığı hem de hastanın mağdur olduğu bir olayı örnek gösterdi. Kırımlı, daha sonra “Hastaneden Alınan Randevular 2026 Aile Hekimleri Anket Raporu”nun kısa özetini paylaştı:
- Anket, 12-18 Mayıs 2026 tarihleri arasında yapılmıştır. Toplam 1.279 kayıt yer almakla birlikte; 58 ilden 1.265 yanıt çözümlenebilmiştir.
- Katılımcıların %87,1’i yalnızca randevu bulamadığı için her gün başvuran hasta olduğunu belirtmiştir. Haftada en az 2-3 gün bu durumla karşılaşanların oranı %97,2’ye çıkmaktadır.
- Hastalarına randevu aldığını belirtenlerin oranı %65,2’dir. Buna karşın %95,7’si hastasına randevu bulamadığı durumların yaşandığını bildirmiştir.
- Özellikli hastalarda erken randevuya erişim sınırlıdır. “Hayır” veya “nadiren” yanıtlarının toplamı %51,7; “evet, hemen her zaman” yanıtı yalnızca %6,8’dir.
- Uygulamayı faydalı bulmayanların oranı %55’tir. “Hayır” ve “kısmen” yanıtları birlikte değerlendirildiğinde uygulamaya yönelik olumsuz veya koşullu yaklaşım %92,2’ye ulaşmaktadır.
Raporun tamamı için tıklayınız.
Dr. Mehmet Şerif Demir de siyasi iktidarın sağlık alanına ilişkin bakış açısı ve mevcut sağlık sistemi değişmediği sürece, yamalama yöntemiyle atılan adımların sahici bir çözüm üretemeyeceğini ifade etti. Randevu yükü nedeniyle aile hekimlerinin asıl görevleri olan gebe, bebe-çocuk, yaşlı, kronik hasta takipleri ile kanser taramalarını yapamaz hale geldiğine dikkat çeken Demir, “Randevu krizinin sebebi biz değiliz. Hastalarımız ile karşı karşıya gelmek istemiyoruz. Biz mesleğimizi yapmak, hastalarımızı ve onların sağlık hakkını korumak istiyoruz. İktidarı sorumluluklarını bir an önce yerine getirmeye çağırıyoruz” diye konuştu.
Dr. Sibel Uyan tarafından okunan basın açıklaması şöyle:
Aile Hekimlerini Hastaya Randevu Alan Sekretere Dönüştüren Bakanlık, Randevu Krizini Daha da Büyütüp Aile Hekimlerini Gözden Çıkardı!
Randevu Krizi Büyüyor, Sağlığa Ulaşılamıyor!
Sağlık Bakanlığı’nın aile hekimliği alanında hayata geçirdiği ve sahada haklı olarak “Eziyet Yönetmeliği” olarak anılan uygulamaların son halkası, hastane randevusu krizini çözmek bir yana, bu krizin yükünü aile hekimlerinin ve hastaların sırtına yıkmıştır.
Yurttaşlarımız artık telefonla ya da internet üzerinden hastanelere randevu bulamaz hale gelmiştir. MHRS ya da çağrı merkezlerinden randevu alamayan hastalara, “Randevunuzu aile hekiminizden alabilirsiniz” denilerek aile sağlığı merkezlerine (ASM) yönlendirme yapılmaktadır. Böylece hastane randevusu bulamayan yurttaşlar ile zaten ağır iş yükü altında çalışan aile hekimleri karşı karşıya getirilmektedir.
Oysa randevu krizinin nedeni hastalar değildir. Randevu krizinin nedeni aile hekimleri de değildir. Bu krizin nedeni, Sağlık Bakanlığı’nın yıllardır sürdürdüğü performans sistemi, hastane merkezli sağlık politikaları, koruyucu sağlık hizmetlerini ihmal eden anlayışı ve sağlığı piyasalaştıran uygulamalarıdır.
TTB Aile Hekimliği Kolu olarak, bu uygulamanın sahadaki karşılığını görmek amacıyla aile hekimlerine bir anket uyguladık. 12-18 Mayıs 2026 tarihleri arasında yapılan ankete 57 ilden 1.276 aile hekimi yanıt verdi. Bulgular, uygulamanın hastalar ve hekimler açısından yeni bir eziyete dönüştüğünü açık biçimde göstermektedir.
Ankete katılan aile hekimlerinin %87,1’i, başka bir şikayeti olmadan yalnızca hastane randevusu bulamadığı için her gün başvuran hasta olduğunu belirtmiştir. Haftada en az 2-3 gün bu durumla karşılaştığını söyleyenlerle birlikte bu oran %97,2’ye ulaşmaktadır.
Bu tablo, hastane randevusu krizinin artık ASM’lerin günlük işleyişine taşındığını göstermektedir. ASM’ler, koruyucu sağlık hizmetlerinin, bebek-çocuk izlemlerinin, gebe-lohusa takiplerinin, aşılama hizmetlerinin ve kronik hastalık izlemlerinin yürütüldüğü birinci basamak sağlık kurumlarıdır. Ancak bu uygulamayla aile hekimleri hastanın talebi ve dayatmasıyla giderek “randevu arayan”, “saat seçen”, “hastane ve hekim listesi kontrol eden” bir konuma itilmekte; hekimin emeği, değeri “randevu arayan sekreter” işine dönüştürülerek tahrip edilmektedir.
Anket sonuçlarına göre aile hekimlerinin %95,7’si hastasına randevu bulamadığını “hemen her zaman” ya da “bazen” yaşamaktadır. Yani bakanlığın iddia ettiği gibi aile hekimine yönlendirme randevu sorununu çözmemektedir. Randevu kapasitesi yoksa aile hekiminin sisteme girmesi de sonucu değiştirmemektedir. Sadece hastanın öfkesi ve çaresizliği aile hekiminin odasına taşınmakta, hasta-hekim ilişkisi zarar görmekte, hasta şiddetine varan olaylar yaşanmaktadır.
Daha da önemlisi, kanser taraması, akut hastalık alevlenmesi, kronik hastalıkların kötüleşmesi gibi özellikli durumlarda dahi erken randevuya erişim ciddi biçimde yetersizdir. Ankete katılanların yalnızca %6,8’i özellikli hastalar için uygun zamanda randevu bulabildiğini belirtmiştir. Bu durum yalnızca idari bir aksaklık değildir; tanı gecikmesi, tedavi gecikmesi ve toplum sağlığı açısından ciddi risk anlamına gelmektedir.
Hekimlerin açık uçlu yanıtları da aynı gerçeği ortaya koymaktadır. Aile hekimleri bu uygulamayla kendilerini “182 görevlisi”, “çağrı merkezi çalışanı”, “randevu sekreteri” gibi hissettiklerini ifade etmektedir. Hastalara “Aile hekiminiz randevu alabilir” denilmesi, ancak aile hekiminin ekranında da randevu bulunmaması, hasta-hekim ilişkisinde gerilimi artırmakta; şikayet ve şiddet riskini büyütmektedir.
Sağlık Bakanlığı çözemediği randevu krizini aile hekimlerinin üzerine yıkarak sorumluluktan kaçamaz. Aile hekimleri hastane randevu sistemi için tampon bölge değildir. ASM’ler çağrı merkezi değildir. Aile hekimleri sekreter değildir.
Bakanlığın yapması gereken, randevu krizini aile hekimlerinin sırtına yüklemek değil, sağlık sisteminin tıkanan damarlarını açmaktır. Sağlık hizmetlerini tüketime dayalı, çok hasta, çok ilaç, çok tetkik, çok ameliyat politikaları ile sağlık şirketlerine muazzam kârlar sağlamayı tercih eden sistemden vazgeçilmediği sürece ne yeni yapılacak hastaneler ne gece yarılanlarına kadar yapılacak muayeneler, ameliyatlar, çekilecek filmler bu sorunu çözebilir.
Yine de acilen bu krizin azaltılması için en azından hastane kontrol randevuları hastaneler tarafından verilmelidir. Tetkik sonucu gösterecek, uzman hekim tarafından kontrole çağrılan ya da düzenli takip gerektiren hastalar yeniden aile hekimine yönlendirilmemelidir. Aile hekimlerinin rolü, yalnızca tıbben gerekli gördüğü durumlarda, gerçek bir sevk ve önceliklendirme mekanizması içinde tanımlanmalıdır.
Sağlık Bakanlığı, “Randevu bulamıyorsanız aile hekiminize gidin” diyerek halkı yanlış yönlendirmekten vazgeçmelidir. Sorun aile hekimlerinde değil; randevu üretmeyen, hastaneleri tıkayan, birinci basamağı güçlendirmeyen ve koruyucu sağlığı ihmal eden sağlık politikalarındadır.
“Eziyet Yönetmeliği” geri çekilmelidir.
Aile hekimleri randevu sekreteri değildir.
ASM’ler çağrı merkezi değildir.
Sağlık Bakanlığı’nı, aile hekimleri ile hastaları karşı karşıya getiren bu uygulamadan vazgeçmeye; gerçek anlamda sevk zinciri kurmaya, birinci basamağı güçlendirmeye, sağlığı kâr alanı olmaktan çıkarmaya, koruyucu sağlık hizmetleri için çaba göstermeye çağırıyoruz.
Halkın sağlık hakkı, sağlık çalışanlarının hakları için sürdürdüğümüz mücadele ve çabalar durmayacak.
Türk Tabipleri Birliği Aile Hekimliği Kolu