’Polikliniklerin kamera ile izlenmesi’ olayı üzerine görüş

Eskişehir Tabip Odası, 24 Haziran 2008 tarihinde Eskişehir Yunus Emre Devlet Hastanesi Beyin Cerrahisi polikliniklerinde tespit edilen kameralarla ilgili olarak, “kişisel verilerin kayıt edilmesi ve özel yaşamın gizliliğinin ihlal edilmesi” gerekçesiyle bir dava açmış, ancak davada, bu kayıt/izlemenin CMK 140. maddesinin 3. fıkrasına dayanılarak yapıldığı gerekçe gösterilerek takipsizlik kararı verilmiştir. Bunun üzerine Tabip Odası Yönetim Kurulu, bu aşamadan sonra neler yapılabileceğinin belirlenmesi, hasta haklarının ihlal edilmiş olması ve konunun sıradan teknik bir takip biçiminde sunulması nedenleriyle Etik Kurul görüşüne başvurmuştur.

Kurul, “hasta hakları ve mesleki bağımsızlık açısından ciddi kaygılar yaratan bu uygulamanın yeterli derecede değerlendirilebilmesi için, Tabip Odası’ndan mahkeme kararları ve talep eden makam gibi bilgilerin istenmesine” karar vermiş, ilgili belgeleri inceledikten sonra ve aşağıdaki görüşü oluşturmuştur:

Tıp etiği açısından;

CMK m. 140’ta, maddede tanımlanan çeşitli suçların işlendiğine ilişkin ”kuvvetli şüphe sebepleri bulunması ve başka suretle delil elde edilememesi halinde, şüpheli veya sanığın kamuya açık yerlerdeki faaliyetleri ve işyeri teknik araçlarla izlenebilir, ses veya görüntü kaydı alınabilir” denmektedir. Söz konusu olayda varlığı araştırılan suçlar “Kamu zararına nitelikli dolandırıcılık, rüşvet almak ve vermek, ihaleye fesat karıştırmak, resmi belgede sahtecilik”tir. Bu suçların işlendiğine ilişkin kanıt elde edilmesi için, maddede tanımlanan “kuvvetli şüphe sebepleri bulunması ve başka suretle delil elde edilememesi” koşulları gerçekleşmiş olsa dahi, hasta–hekim ilişkisinin söz konusu olduğu bir ortamın teknik araçlarla izlenip kaydedilmesi hasta haklarına ve mesleki bağımsızlığa aykırı olacaktır. Çünkü hasta-hekim ilişkisinin temel özelliklerinden biri olan güvenin tesisi, ancak özel yaşama saygı ve mesleki gizliliğin korunması ilkelerinin yaşama geçirilmesi ile olanaklıdır. Ayrıca hekimlerin mesleki bağımsızlıkları gereği, tıbbi uygulamaları dışarıdan bir etki ya da müdahale altında kalmadan, mesleki bilgi ve yargılarına göre uygulama hakları bulunmaktadır ki bu hak aynı zamanda hastaya olanaklı en iyi hizmetin sunulması için gerekli koşullardandır. Bu tür bir uygulamanın yaratacağı başka bir sakınca, genel olarak toplum nezdinde tıp kurumuna olan güveni, hasta-hekim ilişkisinin gizliliğinin korunacağına dair inancı sarsma olasılığıdır. Sayılan tüm bu zararlar, rüşveti/dolandırıcılığı yakalamak gibi bir gerekçe ile haklı çıkarılamaz. Rüşvet ve dolandırıcılığın da tıp kurumuna olan güveni azaltacağı düşünülebilir; ancak rüşvet ve dolandırıcılık olgusunun arkasındaki etkenleri / yozlaşmayı gözden kaçırmamak gerekir. Ayrıca, sağlık kurumlarında bu tür suçların gündeme gelmesi ve böylesi araçlara başvurmak durumunda kalınmasının, sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi politikaları ve sağlık kurumlarının birer işletmeye dönüştürülmesi ile oluşan değersel erozyon ile yakından bağlantılı olduğu vurgulanmalıdır.

Hukuki açıdan;

Özel yaşamın gizliliği, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin güvencesi altındadır. Özel yaşamın gizliliğinin ihlal edilmesi durumunda Türk Ceza Kanunu’nun 134. maddesinde öngörülen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun oluşacağı açıktır.

Ceza Muhakemesi Kanunu (TCK)’nun 140. maddesinde düzenlenen teknik araçlarla izleme tedbiri, özel yaşamın gizliliğine müdahale niteliği taşımaktadır. Bununla birlikte, gerek Anayasa’da gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde sayılan bazı gerekçelerle özel hayatın gizliliği ihlal edilebilir.

Teknik araçlarla izleme tedbirine başvurulmasının suç oluşturmaması için, CMK’nda belirlenen koşullara uygun olarak tedbir kararı verilmiş olması ve uygulanması gerekir. Eskişehir Tabip Odası’nın yazısına konu olayda her ne kadar, tedbire başvurulması olanağı veren suç türlerinden bazılarının işlendiği iddiasına yer verilse de, bu tedbire karar verilmesi ve uygulanması bakımından gözetilmesi gereken başka koşullar bulunduğu bilinmelidir. Öncelikle şüphelilerin, yüklenen suçu ya da suçları işledikleri yönünde kuvvetli şüphe sebepleri bulunması ve bu tedbire başvurulmaksızın delil elde edilemeyecek olması gerekir. Tek ve zorunlu seçenek olmadığı sürece bu tedbire karar verilemez ve başvurulamaz. Başka türlü delil elde edilemeyecek durumlarda sadece delil kaynaklarının elde edilmesi amacıyla sınırlı izleme yapılması zorunludur. Hastaların görüntülerinin, hukuka ve usulüne uygun olarak yapılan tıbbi müdahalelerin kaydedilmesinin esasen delil elde etmek faaliyetiyle bir ilgisi bulunmamaktadır. Hasta görüntülerinin elde edilmesinin, başlı başına hukuka uygun tıbbi müdahalelerin görüntü ve seslerinin kaydedilmesinin bu tedbirin amacı ve koşullarıyla bağdaşmayacağı açıktır.

Teknik araçlarla izleme tedbire, ancak hukuka uygun olarak başvurulduğunda hukuk düzeni tarafından tanınan bir yetkinin kullanılması olarak kabul edilebilir. Bunun dışında, özel yaşamın gizliliğine yönelik hukuka aykırı bir saldırı niteliği taşır.

Zorunlu olmadığı halde hastaların görüntü ve seslerinin kaydedilmesi, ya da zorunlu olmadığı halde tıbbi hukuka uygun tıbbi müdahalelerin izlenmesinin bu tedbir kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu gibi durumlarda, TCK’nun 134. maddesinde öngörülen, özel yaşamın gizliliğini ihlal suçunun varlığından bahsedilecektir.

TTB Etik Kurulu
9 Ekim 2009