’HASTA HAKLARI YÖNETMELİĞİ’ TASLAĞI

Hasta Hakları Yönetmeliği Taslağı 3359 Sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun 9. Maddesinin c bendine ve 181 sayılı Sağlık Bakanlığı'nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 43. Maddesine dayanılarak hazırlanmış bir metindir. Bu taslak ile yasal düzenleme altına alınan hakların 'sağlık hizmetinden yararlanma konusunda sırf insan olmak hasebiyle sahip olunan ve TC Anayasası, milletlerarası antlaşmalar, kanunlar ve diğer mevzuat ile teminat altına alınmış bulunan hakların' tanımlanmasının hedeflendiği görülmektedir. Söz konusu taslak; 'Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar', 'Sağlık Hizmetlerinden Faydalanabilme Hakkı', 'Sağlık Durumu ile İlgili Bilgi Alma Hakkı', 'Hasta Haklarının Korunması', 'Tıbbi Müdahalede Hastanın Rızası', 'Tıbbi Araştırmalar', 'Diğer Haklar', 'Sorumluluk ve Hukuki Korunma Yolları', 'Değişik ve Son Hükümler' başlıkları altında toplam dokuz bölümden oluşturulmuştur.

       Sözü edilen 'Hasta Hakları Yönetmeliği Taslağı' genel olarak son derece eski bir dille kaleme alınmıştır. 'Müdahale', 'hal', ''iştirak eden', 'teminat', 'riayet etmek', 'müsaade edilen', 'ihtiva etmek', 'faydalanma', 'usul ve şartlar', 'prensip' ... gibi sözcüklerin, daha akıcı ve anlaşılır bir anlatıma ulaşmak için 'girişim', 'durum', 'katılan', 'güvence', 'uymak', 'izin verilen', 'içermek/kapsamak', 'yararlanma', 'yöntem ve koşullar', 'ilke' ... gibi sözcüklerle değiştirilerek yeniden yazılması gerekli görünmektedir.

       Söz konusu yönetmelik taslağı ile Sağlık Bakanlığı'nın aynı zamanda işvereni de olduğu meslek üyelerinin, örneğin hekimlerin 'denetçisi' konumuna geldiğini söylemek mümkündür. Bu durumun, genel olarak meslek odalarının ve özelde de Türk Tabipleri Birliği'nin etkinliğini azaltıcı bir biçimde algılanabilir.

       Taslakta yer alan kimi ifadelerin hekimlik ve tıp kurumunun kendi geleceğinde zaten varolduğu düşüncesiyle, gereksiz birer ayrıntı olduğu söylenebilir. Söz gelimi 39. Maddede yeralan 'sağlık hizmetlerinde görev alan bütün personel, hastalara, yakınlarına ve ziyaretçilere güleryüzlü, nazik ve şefkatli davranmak mecburiyetindedirler' ifadesinde olduğu gibi; böyle davranış biçimlerinin bir yönetmelik hükmü olmasına gerek yoktur. 38. Maddede yer verilen 'din görevlisi çağırma' işinin hastanelerce yerine getirilen bir görev olması uygun değildir. Bu durum tıbbın kurum olarak binlerce yıldır sergilemekte olduğu laik işleve bölge düşürebilecek, uygulamada sorun yaratacak gibi görünmektedir.

       Hasta Hakları Yönetmeliği günümüz hekim-hasta ya da sağlık kurumu-hasta ilişkisinin hemen her yönüyle ilgili birtakım belirlemeler ve sınırlılıklar getirmeyi, hemen hiçbir konuyu dışarıda bırakmamayı hedeflemiş bir taslak olarak görünmektedir. Bu nedenle, aynı metin içerisinde hem ötanazi (m.13), hem organ ve doku aktarımları(m.29), hem de gebeliğin sonlandırılması(m.30) bir arada yer alabilmiştir.

       Hastaların bilgilendirilmelerinin ve onlardan onam(rıza) alınmasının bu taslakta oldukça merkezi bir konumda bulunması yerindedir. Ancak bu konuda çeşitli çelişkilerin bulunduğuna da dikkat çekmek gerekli görünmektedir. Bunlardan birisi 'hastanın bilgilendirilme hakkına belirgin bir kısıtlamanın' yönetmelik hükmü olarak getirilmiş olması (bkz. m.19, ikinci paragraf), bir başkası da 'bir konuda verilmiş onamın(rızanın) ancak ona ilişkin öteki konuların da hastaya anlatılması durumunda geniş bir kapsamı olacağına yönelik' bir çağdaş bilgilendirilme hakkı tanımının gözardı edilmesidir (m.31).

       Söz konusu taslağın sekizinci bölümünde memurlar ve kamu görevlileri hakkında yaptırımların dile getirildiği 46. Maddeye 'etik bilirkişilik' gibi bir kavramın eklenmesi önerilebilir.

       Sonuç olarak; Hasta Hakları Yönetmeliği Taslağı'nın Sağlık Bakanlığı'nca hazırlanmış olmasını son derece olumlu bir girişim olarak değerlendirmekle birlikte, öncelikle dilinin sergilediği görünüm açısından akıcı ve anlaşılabilir bir metin olmadığı, bu durumun mutlaka düzeltilmesi gerektiği yönündeki kanımızı bildirmek isteriz. Ayrıca öteki eleştirel ayrıntıların ise daha sistemli bir biçimde tek tek ele alınmasının gerektiği kanısındayız. Bunun yanısıra çocuklar, akıl hastaları, tutuklu ve gözaltında bulunanlar gibi özel grupların hastalıkları durumunda, haklarının yaşama geçirilmesi konusunda da, Yönetmeliğin özel düzenlemelerinin bulunması gerekli görünmektedir.