’DNA VERİLERİ VE TÜRKİYE MİLLİ DNA VERİ BANKASI KANUNU TASARISI’ HAKKINDAKİ TTB ETİK KURULUNUN GÖRÜŞÜ

Söz konusu kanun tasarısı kimlik saptanması veya adli amaçlarla DNA örneklerinin alınması, analiz edilmesi, verilerin saklanması ve verilerden yararlanılması amaçları ile bir kamu kurumu kurulması amacıyla hazırlanmış sekiz bölüm ve 44 maddeden oluşan bir tasarıdır. Söz konusu tasarı ile banka niteliği taşıyacak bir kurumun oluşturulması öngörülmüş; kuruluşu, yapılanması, yetkileri, bütçesi düzenlenmiştir.

Buradaki amaçlara yönelik etkinlik gösterecek merkezi, özerk ve aynı zamanda tek yetkili olan bir kamu kurumunun oluşturulması çabası, ülkemizde uzun süredir eksikliği gözlenen bir boşluğu doldurması açısından yararlı bir girişimdir. Taslak, amaçları doğrultusunda kaliteli ve hızlı hizmet üretebilmek için yönetim kadrosunda konu ile ilgili tüm tarafların eşit olarak temsil edilmesini sağlayacak biçimde kurgulanmıştır. Bu durum, kuruluşun öteki kamu kurum ve kuruluşları ile eşgüdüm içinde çalışması açısından da önemlidir.

Taslak içeriğinde,

·         Sadece adli amaçlarla DNA profili eldesi ağırlıklı önem taşımaktadır.

·         Ülkemizde rutin olarak yapılan DNA analizlerinde “kimerizm” in yoğun çalışılıyor olmasını vurgulamak isteriz. Çünkü bu bağlamda bireyden alınan anamnez son derece önem taşımakta, öyküde kemik iliği ya da kan transfüzyonu geçirilip geçirilmediği gibi bilgilerin alınması da son derece gerekli olmaktadır. Bu gerçek dikkate alındığında, buna özgü bir ayrı düzenleme gerekebilir kanısındayız.

·         5. maddede adı geçen “meslek açısından hayati risk taşıyanlar”ın kimler olduğu gerekçede askerlerin, polislerin, itfaiyecilerin vb. olarak tanımlanmaktadır. Bu durum, ülke çapında çok büyük bir grubun DNA profilinin elde edilmesini söz konusu etmektedir. Böylece, hem bu profile özgü ayrı bir düzenleme yapılması, hem de gönüllülük esasının her koşulda gözetilmesi zorunluluktur.

·         Bu tasarı bağlamında, mağdurun DNA profilinin nerede saklanacağı ve sonuçta ne olacağı sorusu yanıtsız kalmıştır. Herhangi bir adli olayda mağdura ilişkin profilin, davanın düşmesi ya da sanığın aklanması durumunda ne yapılacağına ilişkin de bir açıklama bulunmalıdır.

“Gönüllülüğe ilişkin esaslar ve aydınlatma yükümlülüğü” bölümünde, konunun etik ile ilgili yönlerine yapılan vurgunun yeterince belirleyici ve kapsayıcı olduğu görülmektedir. Bu noktada önemle ele alınması gereken tek nokta, ilgili taslağın, kurulması istenen bankanın sadece kimlik tespiti ve adli amaçlarla DNA verilerini toplayabileceği, analiz edebileceği, ama elindeki bilgilerin her hangi bir hastalığın teşhisi ve tedavisi ile bilimsel araştırma ve deneylerin yapılması amacıyla kullanılmasına izin vermeyeceğini vurgulamış olmasıdır. Taslak bu biçimiyle hayata geçirilebilirse, bu kanuna dayanarak bir ulusal DNA bankası kurulması halinde, bankanın işleyişinin kuruluş aşamasından sonra da başlangıçtaki amaçlara uygun çalışmasının daha kapsayıcı kanunlarla güvence altına alınması gerekebilir. Bankanın gelecekte sahip olacağı DNA veri birikiminin büyüklüğü ve yaygınlığı, ilgili verilerin kimi başka amaçlarla kullanımı düşüncesini gündeme getirebilir. Bankanın çalışmasına ilişkin hükümlerin bu fikirler temelinde yeniden biçimlendirilmesi ihtimali, örneğin eldeki verilerin bankaya yüklüce bir miktarda bağışta bulunmayı teklif edebilecek bir gerçek kişinin talebi doğrultusunda bir kerelik uygun kan nakli vericisi bulmak amacıyla kullandırılması için yeni düzenlemeler yapılması, bu önemli kuruluşun etik yetkinliğine gölge düşürecektir. Banka örneğindeki gibi topluca depolanan DNA verileri hem tıp ve tıpla ilgili araştırma uygulamaları açısından, hem de bütün bir ülkede yaşayan insanların genel genetik profillerini belirleme açısından –önemli bilgiler taşıdığı iddia edilerek- kullanılmak istenebilir. Bankanın böylesi yeni taleplere göre, çalışma ve yapılanma esas ve yöntemlerinin yeniden biçimlendirilmesi ve özerk bir devlet kuruluşu iken işletilmesinin özel sektöre devredilmesi ve kar amacı güden bir kuruma dönüşmesi, sahip olunması büyük sorumluluk getiren bankadaki verilerin başka nedenlerle kullanımına neden olabilir. Bu ise, tahmini zor kötü sonuçlara neden olabileceği gibi, bankaya kendi rızaları ile biyolojik örnek vermiş olan vericilerinin özerkliklerinin çiğnenmesi sonucunu da yaratacaktır.

Tasarıda yönetmeliklerin düzenleme yetkisine bırakılan noktalar da bulunmakta; bu durum yönetmeliklerin hazırlanmasının da önemini ve ağırlığını arttırmaktadır. Söz konusu tasarı, bankanın kuruluş ve çalışma esas ve yöntemlerini neredeyse eksiksiz bir biçimde tanımlarken, bu tasarıda belirlenmiş amaçlar dışında çalışması durumunda bankanın elindeki tüm bilgiyi imha edeceğini güvence altına alan bir düzenlemeye de yer verilmelidir. Madde 10, DNA izolatlarının saklanması ve yok edilmesine ilişkindir, ancak burada belirtilen ve benzeri durumlarda ne yapılacağına ilişkin bir düzenleme yapılarak geliştirilmeye ihtiyaç vardır.

Tasarının 6.maddesinin 1.fıkrasına göre DNA analizi yapmaya Adli Tıp Kurumu, Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuarları Dairesi Başkanlığı yetkili kılınmıştır. Ancak, Üniversitelere bağlı Tıp Fakültelerinin diğer gerçek ve tüzel kişilerle benzer bir statüde analiz yapmalarına izin verilebilecek olması biçimindeki düzenleme üniversitelerin ilgili bölümlerinin baştan devre dışı bırakılmaları anlamına gelebilir.

Tasarıda Banka Başkanının Başkanlığa bağlı olacağı (Madde 15) belirtilmektedir. Oysa böylesine önemli bir yapılanmada özerkliği sağlama açısından yürütmenin değil, devletin başı ile ilişkili olmalıdır. Benzer biçimde ve Banka Başkanı’nın Başkanca atanacağı (Madde 18) da özerlik açısından sorunlu görünmektedir. Bu nedenle de gözden geçirilmesi gereklidir.

Tasarının 21.maddesi 1.fıkrasında yer alan “Yürütme Kurulu üyeleri” arasına üniversite temsilcisi de eklenmelidir. Ayrıca tasarının 31. maddesinde adı geçen “uzman” ve “uzman yardımcıları”nın hangi eğitim kurumlarını bitirmiş olmaları gerektiği belirtilmelidir.

Sonuç olarak; söz konusu “DNA Verileri ve Türkiye Milli DNA Veri Bankası Kanunu Tasarısı” ülkemizde yıllardır eksikliği görülen bir açığı kapamaya yönelik hazırlanmıştır. Etik açıdan konunun en duyarlı noktasını oluşturan gönüllülüğe ilişkin esaslar ve aydınlatma yükümlülüğü üzerinde ağırlıkla durulmuş olması memnuniyet vericidir. Yukarıda kısaca değinilen yönlerde geliştirilmeler ve ekler yapıldığı takdirde yasa gerekçesinde dile getirilen amaçlara hizmet edecek bir yapıya ve işleyişe ulaşılacağı kanısındayız.

 21 Aralık 2006 (Dr. Hatice Ilgın Ruhi, Dr. Volkan Kavas ve Hayriye Erbaş’ ın katkıları ile Dr. Berna Arda)