Sağlığa, barışa, insan haklarına sahip çıkıyoruz!

Sağlık örgütleri “Sağlığa, Barışa, İnsan haklarına sahip çıkıyoruz” demek; son dönem yaşanan hak ihlallerini ve çatışma bölgelerinde çalışan sağlık emekçilerinin yaşadığı sorunları protesto etmek için 17 Aralık Perşembe günü Meclis önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Türk Tabipleri Birliği İnsan Hakları Kolu, Ankara Tabip Odası İnsan Hakları Komisyonu, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, İnsan Hakları Derneği ve Barış Annelerinin ortak eylemine sağlık emekçileri ile çok sayıda CHP ve HDP milletvekili de katılarak destek verdi.

Basın açıklamasına, Ankara Tabip Odası adına Yönetim Kurulu üyeleri Dr. Onur Naci Karahancı ve Dr. Rıza Özbek, Türk Tabipleri Birliği adına da Merkez Konseyi üyesi Dr. Deniz Erdoğdu katıldı.

Ortak açıklamayı okuyan Dr. Onur Naci Karahancı Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yaşanmadığı kadar uzun ve hukuka aykırı sokağa çıkma yasaklarına dikkat çekti. Sokağa çıkma yasaklarına elektrik, su, gıda, sağlık hizmeti, telefon, internet gibi en temel insani ihtiyaçlardan yoksun bırakmalar da eklenince bu engellemeler ceza yöntemi halini almıştır diyen Dr. Karahancı “Türkiye neredeyse açık bir cezaevi ve toplama kampına dönüştürülmektedir” diye konuştu. Yaşanan insan hakkı ihlallerinden sağlık emekçilerinin de zarar gördüğünü belirten Dr. Karahancı sözlerine şöyle devam etti:

“Sağlık emekçileri çalıştıkları hastane, acil, aile sağlığı merkezinde tehdit, darp edilmekte, evinden çıkamayıp işine gidememekte, yaralanmakta ve hatta yaşamını yitirmektedir. Dün Cizre Devlet Hastanesinde olduğu gibi sağlık kurumları hedef haline gelmekte, getirilmekte, silahlı saldırıya uğramaktadır. Savaşlarda, çatışmalarda sağlık emekçilerinin dokunulmazlıklarını koruma altına alan etik ilkeleri, Cenevre Sözleşmelerini tekrar hatırlatırız.  Özellikle çatışma bölgelerindeki sağlık emekçileri yaşadıkları çaresizlik nedeniyle, bu bölgelerden ayrılmaya çalışmakta, en sonunda istifayı bile düşünmektedirler. Böylesi koşullar nedeniyle hastanelerde hizmet alamayan halkın sağlık hakkı yok edilmektedir.”

SES Eş Genel Başkanı Gönül Erden de  hükümetin savaş politikalarına devam ettiğini belirterek, bölgede sağlık ve yaşam hakkının kalmadığını ifade etti.

17.12.2015

BASINA VE KAMUOYUNA

İnsanların ırkından, renginden, cinsiyetinden, cinsel yöneliminden, dilinden, din ve mezhebinden, etnik kimliğinden, siyasi-vicdani ve felsefi kanaatinden bağımsız olarak, insan olmaktan gelen hakları ve dokunulmazlıklarının olduğunu savunan insan hakları yaklaşımının tüm dünyada sahiplenildiği bir haftadayız hep birlikte. Bu basit insani ve tarihsel yaklaşımın önünde ne yazık ki pek çok engelin ve olumsuzluğun olduğu bir Türkiye’de yaşıyoruz:  Dünyada ve coğrafyamızda yeterli desteği bulamamakta, savunulamamaktadır. Günümüz Türkiye’sinde insan hakları savunuculuğu ne yazık kisıklıkla tehdit, zorbalık, ölümle karşılık bulmaktadır.

Dünyada ve özellikle Ortadoğu coğrafyasında savaşlar, ölümler yaşanmakta; insan hakları ihlalleri en acımasız haliyle devam etmektedir. Türkiye’de de durum ne yazık ki çok da farklı değildir. Gazeteciler tutuklanmakta, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinde durum gittikçe kötüleşmekte; bunun bir parçası olan kadın cinayetleri birçok kötü örneğiyle karşımızda durmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde yaşanmadığı kadar uzun ve hukuka aykırı sokağa çıkma yasakları, on binlerin yaşadığı ilçeleri, mahalleleri zırhlı araçlarla kuşatma, sivil vatandaşlara yönelik baskı ve tehditler yaşanmakta/ uygulanmakta. Demokratik kitle örgütü temsilcileri tehdit edilmekte, öldürülmektedir. Sokağa çıkma yasaklarına elektrik, su, gıda, sağlık hizmeti, telefon, internet gibi en temel insani ihtiyaçlardan yoksun bırakmalar da eklenmektedir. Temiz suya, ekmeğe, çocuk maması gibi temel gıdalara bile ulaşımı engellemek bir ceza yöntemi halini almaktadır. Bölgede yaşayan çocukların sağlıklı yaşam hakları, eğitim hakları ellerinden alınmıştır. Yine çocuklar başta olmak üzere, tüm bölge halkında yaratılan şiddetli psikolojik travma, tedavisi çok güç, uzun yıllar etkisinin silinmesi mümkün olmayacak sonuçlar yaratmaktadır. Birçok çocuk, kadın, yaşlı da böylesi ortamda yaşamlarını yitirmişler ve bunu yapanlar, sorumlular halen ortaya çıkarılmamıştır. Türkiye neredeyse açık bir cezaevi ve toplama kampına dönüştürülmektedir.

Daha iki ay önce “İnsanlar ölmesin, barış olsun” demek için Ankara’da miting yapmak isteyen insanlar katledilmiş; yaralıların ve onlara yardıma koşan sağlık emekçilerinin üzerlerine biber gazı atılmıştır. Ankara’nın çok benzeri olan Diyarbakır ve Suruç katliamlarının da arkasındaki sorumluların ortaya çıkarılmaması, kamuoyuna bilgi verilmemesi bizleri kaygılandırmaktadır.

Toplumsal olaylarda yaşanan durumlar gerekçe gösterilerek güvenlik güçlerinin daha fazla yetki ile donatıldığı, orantısız güç kullandığı, güvenlik güçleri içinden farklı imzalar kullanan militarist grupların çıktığı bir diğer kaygı verici durumdur. Eskiden beyaz toroslarla gezenlerin yerini,  devletin kim olduğunu açıklamadığı bu ekipler mi alacaktır?

Yaşanan insan hakkı ihlallerinden sağlık emekçileri de zarar görmektedir: Sağlık emekçileri çalıştıkları hastane, acil, aile sağlığı merkezinde tehdit, darp edilmekte, evinden çıkamayıp işine gidememekte, yaralanmakta ve hatta yaşamını yitirmektedir. Dün Cizre Devlet Hastanesinde olduğu gibi sağlık kurumları hedef haline gelmekte, getirilmekte, silahlı saldırıya uğramaktadır. Savaşlarda, çatışmalarda sağlık emekçilerinin dokunulmazlıklarını koruma altına alan etik ilkeleri, Cenevre Sözleşmelerini tekrar hatırlatırız.  Özellikle çatışma bölgelerindeki sağlık emekçileri yaşadıkları çaresizlik nedeniyle, bu bölgelerden ayrılmaya çalışmakta, en sonunda istifayı bile düşünmektedirler. Böylesi koşullar nedeniyle hastanelerde hizmet alamayan halkın sağlık hakkı yok edilmektedir.

Yaşanan bunca sorun için bir kez bile konuşmayan sayın Sağlık Bakanı, şimdi de müjde verir gibi çatışma alanlarındaki sağlık emekçilerinin bir hafta boyunca sağlık kurumlarından ayrılmayacaklarını, hastanede yatıp kalkacaklarını ilan etmektedir. Ülkede adeta fiili bir savaş durumu yaşanmaktadır. Halka reva görülen sokağa çıkma yasağı artık sağlık emekçilerine de uygulanacak anlaşılan. Sorarız sayın sağlık bakanına hastaneye halk gelebiliyor mu ki oraya onca sağlık emekçisi koyacaksınız; bir haftalık nöbet ne kadar insanidir? Çalışan hakları - can güvenliği sağlanamadığı için istifa, izin, raporla bölgeden ayrılan onlarca sağlık emekçisi için bir açıklamanız var mıdır? Sağlık adına, barış adına bir şeyler söylemek bu kadar zor mudur?

Yaşanan tüm bu sorunları defalarca yaptığımız açıklamalarla, inceleme heyetlerimizin hazırladığı raporlarla dile getirdik. Hatırlatmak isteriz ki; halkın sokağa çıkamadığı, ambulansın güvenlik gerekçesiyle gönderilmediği, insanlar hastaneye geldiğinde tedavisini yapacak sağlık ekibi bulamadığı için yaşanan hak ihlallerinden Sağlık ve İçişleri Bakanları sorumludur. Oysa yaşam hakkı, sağlık hakkı en temel insan haklarındandır.