Darbeciler yenilecek, halklarımız kazanacak!

12 Eylül'ün yıldönümü dolayısıyla TTB, DİSK, KESK ve TMMOB'un çağrısıyla biraraya gelen demokratik kitle örgütleri ve siyasi partiler, Ankara'da Yüksel Caddesi İnsan Hakları önünde ortak basın açıklaması yaptılar. Cizre halkına destek verilen ve Cizre'deki ablukanın protesto edildiği ortak basın açıklamasını, tüm kurumlar adına KESK Eş Başkanı Lami Özgen, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, DİSK Başkanı Kani Beko ve TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Bayazıt İlhan okudu. 

 

12.09.2015

BASIN AÇIKLAMASI

DARBECİLER YENİLECEK, HALKLARIMIZ KAZANACAK!

CİZRE HALKI YALNIZ DEĞİLDİR! CİZRE ABLUKASI DERHAL KALDIRILSIN!

Yüreklerimiz gibi aklımız da isyan ediyor. Her gün acı haber alıyoruz. Cizre’de günlerce aralıksız sokağa çıkma yasağı uygulandı. Cizre Gazze benzeri bir kuşatma altına alındı! Sokağa çıkan ve vurulan çocuklar, hastaneye götürülemediği için kan kaybından ölen yaralılar, elektrikleri, suları kesik evlerde, besinleri/suları tükenen ve yaşam mücadelesi veren insanlar, kaderine terkedilen hastalar oldu.

Cizre’de Güvenlik güçleri tarafından öldürülen ve güvenlik güçleri izin vermediği için biri 35 günlük bebek, biri 12 yaşında kız çocuğu olmak üzere cenazeler 40 derecelik sıcaklıkta evlerde, camilerde bekletildi. Hükümet ve medyası tek bir satırlık açıklama yapmadı!

Her ne kadar sokağa çıkma yasağı bugün kaldırılmış olsa da abluka devam ediyor ve yeniden ya da hangi ilçede yasaklama olup olmayacağı belli değil.

Sayın Başbakan, “Bir tek sivil vatandaş öldürülmedi” diyor! 35 günlük bebeği, 10 yaşındaki Cemile Çağırga’yı, yedi çocuk annesi Meryem Süne’yi, altmış yaşındaki, kırk ve elli yaşlarındaki insanları sivil saymıyor mu? Cizre’nin dünya ile bağlantısını kestiklerinde gerçeklerin açığa çıkmayacağını mı zannettiler? Eğer Cizre’de devlet güçleri insanlık suçu işlemediyse niçin Meclis’te grubu bulunan bir partinin Eş Başkanını, milletvekillerini, dahası şu an Türkiye’yi yöneten Hükümetin üyesi Bakanları Cizre’ye sokulmadı?

Korku imparatorluğu kurarak gerçeklerin karanlıkta kalacağını düşünüyorlarsa yanılıyorlar. Emek ve demokrasi güçleri olarak bizler başta Cizre olmak üzere işlenen tüm suçları açığa çıkarıp hesabını mutlaka soracağız.

Artık yeter!

Asker, polis, genç, kadın, çocuk cenazelerinin sonu gelmiyor… Ülkenin dört bir yanındaki cenazelerde akan gözyaşlarına tanık oluyoruz. Biz ölümleri tasnif etmiyoruz. Her ölümün ardından, binlerce yıldır birlikte yaşadığımız bu topraklarda toplumsal barış ve geleceğimiz adına kaygılarımız büyüyor.

Üzülerek görüyoruz ki sıkılan her kurşun gencecik bedenlerle birlikte yüreklerimizi ve kardeşliğimizi parçalıyor. Patlayan bombalar sadece yollarda, binaların duvarlarında ve kepenlerde çukurlar, delikler açmıyor. Yaşananlar ve yaşatılanlar yaralarımızı yeniden yeniden kanatırken evlatlarımızın bedenleriyle birlikte toplumsal barışı da parçalıyor. Yakılan her parti binası, her ev, her işyeri, örgütlü olduğu açık olan her linç girişimi, her gazete baskını korkarız ki bizi Suriye’den bildiğimiz karanlık bir geleceğe taşıyor. Çatışmalar ve şiddet başta yaşama ve sağlık hakkı olmak üzere barınma ve beslenme gibi en temel hakları, yok ediyor.

Her gün durum daha da kötüye doğru gidiyor! Her gün ocaklara ateş düşüyor! Savaş çığırtkanlığının yapıldığı her saat, her gün yaşamını yitirenlere yenileri ekleniyor.

Artık yeter!

Ortalık kan gölüne dönerken Cumhurbaşkanının “400 vekil verilseydi durum böyle olmazdı” açıklamasını yayınladığı için gazeteler basılıyor, güvenlik güçlerine “tereddüt etmeden vur” emri verilen talimatlar tüm valilere gönderiliyor. Hangi askeri birimlerin illerde görevlendirileceği bile belirlenmiş durumdadır!

Bugün 12 Eylül faşist darbesinin yıldönümü! Türkiye halklarının, emekçilerinin ve gençlerinin yaşamlarına bir karabasan gibi çöken 12 Eylül’ün karanlığı, dünden bugüne faşizan anlayışıyla birlikte sürmektedir. Aradan 35 yıl geçmesine rağmen hala 12 Eylül anayasası yürürlükte, çünkü egemenler bu topraklarda barış ve demokrasiyi kendileri için en büyük tehdit olarak görüyorlar.

12 Eylül faşizminin 35 yıldönümünde bu kez Saray darbesini yaşıyoruz. Halklarımızın tek başına iktidar olmasına izin vermediği, Başkanlığını istemediği AKP ve Cumhurbaşkanı gayri meşru ve faşizan şekilde ülkeyi yönetiyorlar. Devreye sokulan güvenlik konsepti adeta “Darbe Günlükleri”nin pratikleştirilmesi anlamına gelmektedir. Darbenin “düşman unsurları” tüm AKP muhalifleri, emek ve demokrasi güçleri ve Kürtlerdir.

“Vur emri” alan ve iç güvenlik yasasıyla yetkileri artan güvenlik güçleri, her türlü barış ve demokrasi talebine karşı şiddet uygulamaktan kaçınmazken, yüzlerce parti binasını, yüzlerce ev ve işyerini yakanlar, otobüsleri taşlayanlar, gazeteleri basanlar karşısında ortalarda görünmüyor. “Emek”, “demokrasi”, “özgürlük”, “barış”, “adalet” konulu en sıradan basın açıklamalarımızda karşımıza çıkan TOMA’lar , “katliam isteriz” sloganları atan benzin bidonlu kalabalıkların konuşma kürsüsü olarak kullanılıyor.

 Artık yeter!

İktidar borazanı, savaş çığırtkanı medya, insan ölümleri üzerinden yeni algı operasyonları yapıyor. Yaşamın değil ölümün dili hâkim kılınmaya çalışılıyor. İktidar uğruna başlatılan savaşın gerçek nedenini gizlemek için “ya bizdensin ya düşman” denilerek barış yanlısı tüm kesimler “vatan haini” ilan ediliyor! Basın özgürlüğü iktidar vekilleri öncülüğündeki şiddet eylemleriyle yok ediliyor. Basın özgürlüğü ile beraber demokrasinin tüm kırıntıları un ufak ediliyor. Muhalifler “ölüm” mektuplarıyla, tutuklanmayla, tehdit ediliyor. Farklılıklar derinleştiriliyor, düşmanlıklar yaratılıyor. Ölümler tasnif ediliyor, ölü sayıları yarıştırılıyor.

Vatandaşlarımız sağlık hizmetinden mahrum bırakılıyor, yaralı ve veya hasta tedavi ettikleri için, katliamlara ve savaşa karşı çıktıkları için sağlık çalışanları cezalandırılıyor. Görevden uzaklaştırılıyor, can güvenliği olmadan hizmet veriyor, günlerce hastanelerde mahsur kalıyorlar. Kendilerinin ve yakınlarının yaşamından kaygı duyuyorlar. 

Artık Yeter!

Daha fazla tabut taşımak istemiyoruz! Çocuklarımız Ölmesin! Eller tetikten çekilsin, silahlar sussun! Derhal normalleşmeye dönük acil adımlar atılsın, demokratik süreç işlesin! Sokağa çıkma yasakları, sağlık emekçilerine ve sağlık hizmetlerine yönelik saldırılar derhal durdurulsun, sıkıyönetim uygulamaları son bulsun!

Bu sürece yol açan AKP’nin ve Cumhurbaşkanın taleplerimize kulaklarını tıkadığını, demokratik ve barışçıl adımları atmayacağını biliyoruz. Savaşı durduracak emek ve demokrasi güçleri