Yüreğimiz Soma`da, öfkemiz sokakta!

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, Soma maden faciasının yıldönümü dolayısıyla 13 Mayıs 2014’te Soma’da yaşamını yitiren tüm maden emekçilerini anmak ve artık katliama dönüşen iş cinayetlerine dikkat çekmek için bir dizi etkinlik gerçekleştirecek.
DİSK, KESK, TMMOB ve TTB başkanları 5 Mayıs 2015 tarihinde etkinlikleri kamuoyuna duyurmak amacıyla TMMOB'de bir basın toplantısı düzenledi. DİSK Başkanı Kani Beko, KESK Başkanı Lami Özgen, TMMOB Başkanı Mehmet Soğancı ve TTB Başkanı Dr. Bayazıt İlhan'ın katıldığı basın toplantısında açıklama metnini Mehmet Soğancı okudu.
 
Soğancı, DİSK, KESK, TMMOB ve TTB olarak, Soma faciasının birinci yıldönümü olan 13 Mayıs 2015'te Türkiye genelinde alanlara çıkarak tüm illerde kitlesel basın açıklamaları gerçekleştireceklerini, 16 Mayıs Cumartesi günü ise Soma'da bir miting düzenleyeceklerini bildirdi. Soğancı, "Tüm işçi sınıfını, emekçileri ve emek dostlarını, Soma'daki işçi kardeşlerimiz için güvenceli iş ve insanca yaşam hakkımız için bu etkinliklerde yanımızda olmaya çağırıyoruz" dedi. 
 
DİSK Başkanı Kani Beko, Soma faciasının onca uyarıya karşın yetkililerin önlem almamasından kaynaklandığını belirterek, benzer faciaların yaşanmaması için Hükümeti ve ilgili Bakanlıkları bir kez daha uyardıklarını söyledi. 
 
KESK Başkanı Lami Özgen, "Soma'yı unutmadık, unutturmayacağız" derken, TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Bayazıt İlhan da, yüzyılın bu en büyük işçi katliamının siyasi sorumlularının hesap vermediğine dikkat çekti. İlhan, "Bu hesap sorulmuyorsa bu ülkede yanlış giden birşeyler var demektir. Soma'nın başta siyasi hesabı sorulana kadar emek ve meslek örgütleri mücadelelerine devam edecektir" diye konuştu. 

05.05.2015

YÜREĞİMİZ SOMA’DA! ÖFKEMİZ SOKAKTA!

KAZA DEĞİL, KADER DEĞİL, FITRAT DEĞİL, KATLİAM!
UNUTMAYACAĞIZ, AFFETMEYECEĞİZ
!

Değerli basın emekçileri

Öncelikle hemen belirtelim ki; bugüne dek iş kazalarında, işçi cinayetlerinde kaybettiğimiz binlerce canımızın acısı yüreğimizde. Başta ailelerinin ve hepimizin başı sağolsun. Biz aslında iyi biliyoruz. İş cinayetleri ve işçi katliamları kader değildir. Olmamalıdır, engellenebilir, durdurulabilir. Yeter ki, çalışmaların öznesine insan konsun.

Yüzyılın en büyük işçi katliamı olan Soma faciasının yıldönümüne yaklaştığımız bugünlerde 13 Mayıs 2014’te Soma’da yaşamını yitiren tüm maden emekçilerini anmak için, artık katliama dönüşen iş cinayetlerine dikkat çekmek için, sorumlularının açığa çıkartılması için, iş cinayetlerinin durdurulması için DİSK, KESK, TMMOB ve TTB olarak bir dizi etkinlik gerçekleştiriyoruz.

Değerli basın emekçileri

Öncelikle belirtelim ki, 13 Nisan’da başlayan, 301 maden emekçisinin ölümüne sebep olanların yargılandığı Soma davasının başından beri takipçisiyiz. Davada gerçek sorumluların açığa çıkarılması için de sonuna kadar takipçisi olacağımızı kamuoyuna bildiriyoruz.

Ne yazık ki böylesine büyük bir facianın ardından sorumluların görünen bir kısmının yargılandığı Soma davası bu haliyle kamuoyunu tatmin edecek bir tablo çizmemektedir.

Soma’da 13 Mayıs günü yaşanan facianın, bu katliamın sebebi, uygulamaya konulan özelleştirme, taşeronlaştırma, rödovans, örgütsüzleştirme, sendikasızlaştırma, köleci çalışma sistemi; kamu madenciliğinin yok edilmesi ve kamu kurumlarında uzun yıllar sonucu elde edilmiş olan madencilik bilgi ve deneyim  birikiminin dağıtılması gibi neoliberal politikalardır.

Soma’da yaşanan kaza değil cinayettir. 301 maden emekçisinin ölümü kader değil katliamdır. Bu katliamın gerçek sorumluları ise hala kamuoyu önünde hesap vermemiştir.

Değerli basın emekçileri

Ülkemizde Soma gibi bir facia yaşandıktan sonra dahi her ay onlarca emekçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirmeye devam etmektedir.

Türkiye’de özellikle AKP iktidarı döneminde uygulanan politikalarla üretim; teknik bilgi ve alt yapı olarak  yetersiz, deneyimi ve deneyimli uzmanı bulunmayan kişi ve şirketlere bırakılmıştır. Kamusal denetimin de yeterli ve etkin bir biçimde yapılamaması iş cinayetlerinin Soma’da olduğu gibi katliama dönüşmesine neden olmuştur.

Ülkemiz, iş cinayetlerinde, işçi ölümlerinde Avrupa’da birinci, dünyada üçüncü sırada yer almaktadır. Bu tablo AKP’nin iktidara gelmesiyle daha da vahim bir hal almıştır.

Bugün ülkemizde uygulanmakta olan neoliberal ekonomi politikaları sonucunda iş güvencesinin azalması, esnek çalışma biçimleri, çalışma koşullarının ağırlaşması; özelleştirme, sendikasızlaştırma ve taşeronlaşmanın yaygınlaşması; sosyal güvenlik ve güvenceden yoksun kayıt dışı işçilik ve çocuk işçi çalıştırma, yasal düzenlemelerdeki yanlışlıklar iş cinayetlerinin başlıca nedenidir.

Bugün işçiyi her türlü korumadan uzak bırakan, mühendis ve hekimi iş kazaları tazminatlarından sorumlu tutan, işvereni ve iş yaşamını denetlemekten sorumlu olan devleti ise her türlü sorumluluktan arındıran bir politika ile karşı karşıyayız.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda çalışma yaşamı koşulları açısından hem hükümetin hem de kamuoyunun olağanüstü hassasiyetle üzerine eğilmesi gereken son derece olumsuz bir tablo ile karşı karşıya olduğumuz tüm açıklığı ile ortadadır.

Çalışma hayatının yeniden düzenlenmesi, çalışma şartlarının iyileştirilmesi, işçi ölümlerinin durdurulması için mücadele etmeyi temel görevi sayan DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, piyasalaştırılmış değil insan odaklı bir işçi sağlığı ve güvenliği düzenlenmesi için önerilerini defalarca gerek iktidarla gerekse kamuoyu ile paylaşmıştır. Ne yazık ki; görüşlerimizin hiçbiri dikkate alınmamıştır.

Bilimi ve tekniği hiçe sayan siyasi iktidar, gerekli düzenlemeleri, denetimleri yapmak yerine  “işçinin kaderi”, “işin fıtratı” şeklindeki ifadelerle gerçeğin üstünü örten, art niyetli bir yaklaşım sergilemektedir.

Burada altını bir kez daha çizmekte fayda görüyoruz. Emek-meslek örgütlerinin önerileri dikkate alınmadan hazırlanan “yama” tedbirlerle iş cinayetlerinin engellenmesi mümkün değildir. İşçi sağlığı ve iş güvenliği için “Önce insan, önce sağlık, önce güvenlik” anlayışı taşımayan hiçbir düzenleme sorunlara çözüm getirmeyecek, iş cinayetlerini durduramayacaktır.

İş cinayetlerinin son bulması, ancak ve ancak işçilerin, emekçilerin ve tüm halkımızın kendilerini ilgilendiren tüm konularda söz, yetki ve karar hakkının olduğu eşit, özgür ve demokratik bir Türkiye ile mümkündür.

Değerli basın emek&cce